Geçen hafta Türkiye’de, daha dünyadan bir şey anlayamadan, askerlik görevlerini yaparken ölüp giden gençlerin cenaze törenleri yapılırken Kuzey İrlanda’da da bir cenaze kalkıyordu. Katolik Kevin McDaid, Protestan ağırlıklı bir kasabada, bir Protestanla evli olarak sessiz sakin bir yaşam sürerken bir gece komşusunu tartaklayan Protestan bir çeteye “durun” demeye kalkınca feci şekilde dövülmüş, ardından da geçirdiği kalp krizi nedeniyle ölmüştü. McDaid’in ölümü, Kuzey İrlanda’da barışın çatırdayacağı endişelerini yeniden gündeme getirmiş, İngiliz ve İrlanda gazeteleri ne olup bittiğini anlayabilmek için olayın gerçekleştiği Coleraine kasabasının sosyal yapısını ve tarihini, sıradan vatandaş McDaid’in yaşamını, ölümüne yönelik tepkileri mercek altına almışlardı.
Türkiye’deyse, geçen hafta ölen askerlerin yaşamlarıyla ilgili birkaç kırık dökük trajik ayrıntıyı bile, feryat figandan başka hemen hiçbir şeyi yansıtmayan, adeta ölenlerin hiçbir önemi yokmuşçasına yüzeysel televizyon ve basmakalıp gazete haberlerinden zorla öğrendik.
Kuzey İrlanda’da McDaid’in evinin bahçesinin çitlerine, Katolik İrlandalıları temsil için bağlanan beyaz ve yeşil renkli bez parçaları arasında, bir de not vardı. Üzerine “Barış, yönümüz ve yolumuzdur” diye yazılmış, “Bir Protestan” diye imzalanmıştı. Mart ayında da, bir polis memuru ve iki asker, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’ndan (IRA) kopan fraksiyonlardan “Gerçek IRA” tarafından öldürülmüştü. Bu olaylar ertesinde, IRA’nın siyasi kanadı Sinn Fein, güvenlik güçlerinin cenazesine ilk kez katılırken, binlerce kişi barışı korumak için “Geriye Dönüş Yok” pankartları taşıyarak sessizce yürüdü.
Geçen hafta Türkiye’deyse Ankara Kocatepe Camii önünden araçlarına kadar yürüyen Merkez Komutanlığı Tören Bölüğü’nün silahları havada ilk kez “Vatan sana canım feda”, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” ve “Akan kan bayrak için” diye sloganlar atması barış için hiç de ümit verici değildi. Zaten, Türkiye’de cenazelerin, slogan atma, alkış tutma yerleri haline gelmesi başlı başına çok endişe verici. DTP’nin Meclis’teki temsilcilerinin zorla ifadelerinin alınmak istemesi, Ahmet Türk hakkında dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlanması da...
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2008 yılında “eyleme katıldıkları ve benzeri iddialarla” terör suçlarıyla yargılanan çocuklarla ilgili hazırladığı rapor da, barışla ilgili sadece karamsarlık yaratıyor.
Genelkurmay’ın siparişiyle 2006’da “yeni” Terörle Mücadele Kanunu çıkarken, bu yasayı, terörle mücadeleye yönelik dünya genelindeki hukuki düzenlemeleri tartışan bir kitap için akademik bir makale yazarken incelemiş, hak ve özgürlüklerin alanını nasıl daralttığını tahayyül ederken ürpermiştim. Bu ve 2004’te çıkartılan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 250. maddesi, kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne benzer şekilde belli suçlar için özel yetkili ağırceza mahkemeleri kurulması vesaire gibi hukuki değişiklikler zaten 1990’ların cenderesine dönmeyi, devletin âdeta eli titreyerek sınırını genişlettiği insan haklarını, yeni kırmızıçizgilerle daraltmasını amaçlıyordu.
Bazı çocuklar da, tıpkı ezkaza terör örgütü üyesi olmakla suçlanan kişilerle yolu kesişenlerin bugün tutuklu bulunmaları gibi “düşman hattına” düşüverdiler.
Kuzey İrlanda’da da, gençler ve çocukları siyaseten bir tarafa çekmek için yıllarca Katolikler ve Protestanlar arasında, örgütçüler ile devletçiler arasında büyük bir çekişme yaşandı. Nesiller, Protestan veya Katoliklerin, haklılıklarını haykıran sloganlarını dinleyerek büyüdü. 1985’teki bir konferans için basılan, Kuzey İrlandalı bir grup gencin çocukluklarını anlattığı yazılar, herhalde bugünün Diyarbakır’ındaki pek çok çocuğun da tasvir edeceği karanlık, ürkütücü, bir yanda “örgütün” bir yanda da ordunun silahlarının resmigeçit yaptığı bir atmosferi aktarıyor.
Bugün Kuzey İrlanda’da barış var, ama IRA’dan kopan Geçici IRA (PIRA), ondan kopan Süreklilik IRA’sı (CIRA), ondan kopan Gerçek IRA (RIRA), hepsinden fazla kökenlerine sadık olduğunu öne süren ve örgütün ilk adını kullanan Óglaigh na hÉireann da varlığını sürdürüyor. Dahası ortada uyuşturucu, kaçakçılık vesaire işlerine bulaşmış çeteler de var.
Britanya Ordusu, 2007’de açıklanan bir raporla IRA’yı silah gücüyle yenmeyi başaramadığını itiraf etmiş, buna karşılık IRA’nın da taleplerini şiddet yoluyla elde edemeyeceğini anladığını not düşmüştü.
İşin ilginç yanı, Britanya Ordusu’nun bile “artık yeter” dediği bir noktaya gelmesine rağmen Kuzey İrlanda’da affetmeye ve barışa en soğuk bakanlar kimler dersiniz? 2003 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre çatışmaların yansımadığı yerlerde yaşayan Protestanlar. Yani, yıllarca Britanya devletinin gücünü arkalarında bulan ve yaşamlarında çatışmaların yıkıcı etkisini hissetmeyenler. Tanıdık geliyor mu?
No comments:
Post a Comment