Bundan birkaç ay önce, Budapeşte’de yağmurlu bir günde arabada giderken Alessandra Mussolini’nin sesi, BBC’nin radyosunda, ağdalı İtalyanca aksanlı bir İngilizce ile bir şeyler anlatıp duruyordu. İtalyan diktatörü Benito Mussolini’nin torunu olmayı bir gurur vesilesi haline getiren bu siyasetçi, günümüz İtalyası’nın aşırı sağ politikalarının bayraktarlığını yapanlardan. Ulusalcı muhafazakâr Azione Sociale (Sosyal Hareket –AS) Partisi’nin kurucusu olan Alessandra Mussolini’nin BBC mikrofonlarına anlattıklarıysa, İtalya’da bir süredir büyük sosyal çalkantılara sebep olan Çingene korkusuna ilişkin alınan “tedbirlerle” ilgiliydi. Özellikle Romanya’nın Avrupa Birliği’ne tam üye olmasından sonra dalgalar halinde ülkeye göç eden Çingeneler, suç işlemekten başka bir şey yapmayan aylak takımı olarak damgalanmış ve İtalyan kamuoyunun hedefi haline gelmişti. 2008’den beri iktidardaki Il Popolo della Libertà (Özgürlüğün Halkı) adlı şemsiye sağ ittifakın lideri Silvio Berlusconi’nin saflarında çalışan milletvekili Mussolini, yerel yönetimlerin Çingeneler için kent merkezlerinden uzakta, güvenlik güçleri denetiminde kamplar kurmasını savunuyordu.
Mussolini, “Biz onlara temiz barınacak yerler sağlıyoruz” minvalinde bir söylemle, kent merkezlerini “kirleten” Romanların uzaklardaki kamplarda, sıhhî bir yalıtım mekanizmasıyla tecrit edilmesini dünyanın en doğal işi gibi gösteriyordu. Şu an için akan suyu bile bulunmayan kuru beton kamplara, kapıya dikilmiş güvenlik görevlilerinin iznine tâbi olarak girip çıkabilen Romanlardan biri değilseniz, Mussolini’nin anlattığı her şey kulağa mantıklı gibi gelebilirdi. “Çalışmayı sevmeyen, eğitimsiz, kültürsüz ve egemen kültüre uyum sağlamak istemeyen”, Mussolini’nin deyimiyle, “kabul edersiniz ki, bizden biraz farklı âdetler ve alışkanlıklara sahip” bu insanların, yani topluma bir diken gibi batan Çingenelerin toplanıp gözden uzaklaştırılmasına giden süreç ise birkaç yıl önce başlamıştı.
Kasım 2007’de İtalyan bir donanma komutanının 47 yaşındaki karısının tecavüze uğrayıp öldürülmesi olayı, Çingenelere fatura edildi. Aslında Çingene kökenli olmayan Romanyalı bir gencin işlediği anlaşılan bu cinayetten sonra, medyada yer alan, Romanya’dan göçen Çingenelere yönelik korku saçan, sansasyonel haberlerin sayısında patlama yaşandı.
Bu cinayetle beraber, medya ve bazı İtalyan politikacılar tarafından Romen göçmenlerin, bilhassa da Çingene kökenli Romenlerin ülkede gerçekleşen bazı şiddet olaylarının faili olarak gösterilmeleri, tüm Çingenelere yönelik nefreti katmerlendirdi. Dönemin Roma Belediye Başkanı, sol siyasetin yıldız ismi Walter Veltroni, “2007’nin ilk yedi ayında Romanyalılar, tecavüz eden, çalan ve öldürülenlerin yüzde 75’ini oluşturdu” şeklinde açıklamalar yaparak, yangına körükle gitti. Oysa Avrupa genelinde etnik köken temel alınarak devletlerin istatistikî veri toplanmasının önünde ciddi engeller var. Veltroni’nin bahsettiği verilerin nereden geldiği de belli hiç olmadı. 2. Dünya Savaşı’nda etnik köken belgeleyen istatistiklerin Yahudi ve Çingenelerin ölüm kamplarına yollanmasında kullanılması, bu konuyu bir tabu haline getirmiş durumda. Ancak, insan hakları grupları ilk bakışta azınlıkları gözetir gibi gözüken bu bakış açısının, aslında bu grupların varlıklarının ve ihtiyaçlarının inkârına yol açtığını öne sürüyor.
Sonunda, yıllarca İtalya’da sağın Gladio eliyle parçaladığı, kutuplaştırdığı sol, 2007’deki Çingene krizinin yarattığı sınavı geçemedi. Irkçılığa alet oldu. 2008’de sol iktidardan düştü, erken seçimler, Berlusconi hükümetini işbaşına getirdi. Böylece, şehir merkezlerinde jandarmaların devriye gezmesi, yasal olanlar da dâhil birçok göçmenin sınırdışı edilmesi, ülkedeki Çingenelerin parmak izlerinin toplanması gibi politikalar gündeme geldi. Napoli mafyası başta olmak üzere İtalyan yeraltı dünyası yeniden şahlanırken kendilerine hedef olarak göçmenleri seçtiler. Ülkenin çeşitli yerlerinde, başta Çingenelerinkiler olmak üzere göçmenlerin yaşadığı yerler ateşe verildi. Irkçı cinayetler başladı.
İzmir’in en müstesna semtlerinden birindeki ilkokulumun bahçe duvarına çizili swastikalara [gamalı haç] bakarken, İtalya’yı, oradaki Gladio’yu, Türkiye’de Gladio çözüldükten sonra gelecek sorunları, İtalya’nın ve Türkiye’nin onlarca yıl yaşadığı tahribatın daha onlarca yıl ödenecek faturasını düşündüm.
Not: İtalya’daki Roman krizi konusuna ilgi duyanlar, Avrupa Roman Hakları Merkezi’nin (ERRC) hazırladığı, Security a la Italiana (İtalyan Usulü Güvenlik) adlı rapor İngilizce raporu okuyabilir. http://www.errc.org/db/03/4D/m0000034D.pdf
No comments:
Post a Comment