Monday, February 9, 2009

Türkiye’den dünyaya bakmak

Türkiye geçen haftayı her zamanki gibi, doludizgin bir yorum sağanağı altında geçirdi. Uzaktan Türkiye’deki medyayı izleyince, halkın, kendisi yerine yaşayan, gezen ve düşünenlerin, yani gazete ve televizyon, kısmen de internet üzerindeki yorumcuların “arzettiği” bir dünyada yaşadığı izlenimi doğuyor.

Sonuçta çok az bilgi, çokça kişisel düşünce ortada dolaşıyor. Bazı yorumcular o kadar çok televizyona çıkıyor ki, bir de üzerine kendi meslekleri ve hatta gazete yazılarına ayırdıkları vakitten sonra gerçekten düşünüp fikir üretmeye nasıl zaman ayırıyorlar diye şaşkınlığa düşüyor insan.

Geçtiğimiz haftalarda, Kanal 24’te yayınlanan Halil Berktay’ın “Nisyana İsyan” programında, Berktay ve Ömer Laçiner son derece yerinde bir konuya değindiler. Türkiye’de medyanın büyük bir kısmı, sürekli stratejik analizlere yani ulus-devletlerin farazi entrikalarını, gizli planlarını, çıkar üzerine kurulu ilişkilerini tartışmaya odaklanmış durumda. Devlerin kapıştığı bir ortamdaysa, bireyler güçsüz, çaresiz ve eli kolu bağlı. Kamuoyundaki benim gibi sıradan izleyiciler de, kartalların yüksekten uçtuğu tartışmalara kulak kabarttıklarında kendilerini kurtlar sofrasında bir lokma hissediyorlar.

Bir de bu algının üzerine, sürekli “Türkiye üzerine oynanan oyunlar” üst başlığıyla anabileceğimiz, bin bir türlü komplo teorisini içeren fikirler de sürekli ekiliyor. Tabii, genel olarak son derece kuru ve renksiz şekilde sunulan dünya haberleri nedeniyle Türkiye kamuoyunun, dış basını sürekli takip edecek zamanı ve yabancı dil bilgisi olanlar dışında, sınırları dışında yaşananlara ilişkin son derece kısıtlı ilgi ve bilgisi var.

Bazen dış haberlere müthiş bir ilgi patlaması yaşandığı doğru. İsrail’in Gazze’ye yaptığı üç haftalık askerî operasyon boyunca olduğu gibi. Birçok televizyon kanalı ve gazetenin İsrail ve Mısır’a muhabir yolladığı o dönemde, gazete manşetleri ve televizyon haberlerinin ağırlıklı odak noktası Ortadoğu idi. Ancak, haberlerin büyük çoğunluğu sadece sansasyonel bir bakışı ön plana çıkaran nitelikteydi. Televizyon haberlerini ele alalım. Zaten Gazze’de yaşananlar muazzam bir insanlık trajedisi olduğundan, bunun üzerine dramatik müzikler, hangi kaynaktan alındığı, ne zamanı yansıttığı belirsiz şekilde gösterilen, duyguları galeyana getirmeyi amaçlayan görüntüler ve izleyiciyi sarsmaya çalışan sözcüklerle süs yapmaya hiç gerek yoktu. Tersine, duyulara tesir yapmaya aşırı bir çaba gösterilince, bir süre sonra haberle, gerçeklikle izleyicinin arasına bir duvar örülüyor.

Aynı dönemde, uluslararası haber kanallarını takip ettiğimde, insan hikâyeleri, bilgi temeline oturtulmuş incelikli ve nitelikli analizler ise, beni “Flaş! Flaş! Flaş!” haberlerden çok daha fazla etkiledi.

Son bir aydır, Gazze saldırıları ve “Davos’un fethi” konularının işgal ettiği Türkiye gündemini uzaktan izlerken, “İsrail ve Filistin’e bakarken Türkiye ne görüyor?” diye kendi kendime çok sordum. Hiç kimseye haksızlık yapmak istemem elbette, ama haber sunumları ve medyatik tartışmalardan çıkardığım sonuç şu: Kanımca, Türkiye başkalarına bakarken de kendinden başka hiçbir şeyi görmüyor...

Geçen hafta, Irak’ta yerel seçimler vardı.

İsrail’de 10 şubatta yapılacak genel seçimlerin son dönemecine girildi.

Ortadoğu’dan uzaklaşalım, Türkiye’yi ilgilendirebilecek, kendisini başkasıyla karşılaştırmasını sağlayabilecek dünya haberleri medyada ne kadar yer alıyor? Mesela, Sri Lanka’da, bugünlerde kendi PKK’sı Tamil Kaplanları, devlet kaynaklarının ifadesine göre, ufak bir alana sıkıştırılmış durumda. Uluslararası, bölgesel ve yerel basına da, bu askerî zafer kazanılırken sakın Tamil Kaplanları’na yeniden yaşam şansı tanıyacak haberler yapmayın mesajı Sri Lankalı otoritelerce sertçe altı çizilerek veriliyor. Yani, sivillere verilen zararın es geçilmesi medyadan talep ediliyor. Bu, Türkiye için hiçbir çağrışım yapmayan, önemsiz bir haber mi?

Herhalde, son yıllarda dış dünyaya neredeyse patlama yaparak açılan ekonomisi olmasa, bugün çok daha ciddi bir yabancı düşmanlığının yaşandığı bir ülke olurdu Türkiye. Bunun da suçu, AKP’nin falan değil. Geçmişten gelen bazı kültürel kodlamalar var ve “yabancı”yı düşmanlaştıran, Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığı, bir Türk’ün dünyaya bedel olduğu kalıplarıyla bezeli bu milliyetçi kültürel özellikler ne hukuken ne de siyaseten sorgulanıyor.

O zaman, BBC’nin 21 ülkeden 13 bin 500 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği yıllık ankete göre Türkiye halkının dünyadaki hemen hemen hiçbir ülkeye olumlu bakmaması kimseyi şaşırtmasın. Globescan araştırma kuruluşunun düzenlediği anketin yapıldığı 21 ülke içinde Avrupa Birliği’nin dünyadaki etkisine olumsuz bakanların çoğunlukta olduğu tek ülke Türkiye olması da. ABD merkezli PEW Araştırma şirketinin sonuçlarını geçen eylül açıkladığı Küresel Tutumlar çalışmasına göre, halkın yüzde 76’sının Yahudiler ve yüzde 74’ünün Hıristiyanlar hakkında olumsuz düşünmesi de. Aynı araştırmanın, nüfusu Müslüman ağırlıklı hiçbir ülkede, hatta toprakları savaş alanı halindeki Pakistan’da bile bu kadar yüksek oranda bir “hoşlaşmamaya” işaret ettiği de...

No comments:

Post a Comment