Sabah gazetesinde Nur Batur’un, İtalya’nın eski cumhurbaşkanlarından Francesco Cossiga ile Gladio konusuna odaklı yaptığı röportajın anonsu, beni 1970’lerin İtalya tarihine götürdü.
İtalya’da Gladio, sivil bir temel üzerinden yükseldi. Ordunun da içinde bulunduğu güvenlik güçleriyle, siyasetçiler ve işadamlarını, İtalyan Gladiosu’nun üç ana güç odağı olarak sıralarsak, bunların arasında bir hiyerarşiden söz etmemiz güçtü.
Türkiye’deyse, her ne kadar sivillerin desteği olmasa, ne askerî darbeler ne de Gladio tohumlarının sarmaşıklaşıp tüm devlet sistemini saran zehirli bir ağ haline gelmesi mümkün olamayacak olsa da, temelde hep askerî kaynaklı bir yapı söz konusu oldu. Darbeler, bu askerî kaynaklı yapının serpilip gelişmesine olanak tanıyan iklimi hazırladı. Bu yapıya muhalefet edebilecek, önüne çıkabilecek her türlü görüş özenle ayıklandı, törpülendi, uzaklara atıldı veya yok edildi. İtalya’daysa, bu böyle ol(a)madı. Hep son derece güçlü bir muhalif kutup vardı. Bir kere, İtalya’da hep, sosyal demokratlar, komünistler ve anarşistler gibi gruplardan oluşan bir alternatif sol ve türevleri siyasette ağırlıklı bir rol oynadı. İkincisi, İtalya’daki Gladio’nun kurucularından sayılan, eski başbakanlardan Aldo Moro gibi sağ kanattaki bazı siyasetçiler de, derin devlet rüzgârı kendi kanatlarından yana estiği halde, demokratik bir yapının hâkim olmasından yanaydı.
Moro, 1978’de Brigate Rosse (Kızıl Tugaylar) örgütünün, ilk üyelerinin tamamı hapiste olduğu bir dönemde faaliyete geçen “ikinci nesil” militanlarınca kaçırıldı. Moro’nun kendisi, Gioventù Universitaria Fascista (GUF –Faşist Üniversite Gençliği) üyeliğinde bulunmuş, Democrazia Cristiana’nın (DC –Hıristiyan Demokratlar) kilit isimlerinden, koyu Katolik bir siyasetçiydi. Gladio kurulurken, ideal ortak sayılan kişilerdendi. Bu arada, bir parantez açıp, GUF’un üyeliğine girip çıkanlar arasında İtalyan film yönetmeni Michelangelo Antonioni ve Pier Paolo Passolini’nin de olduğunu ekleyelim. Sonraki yıllarda faşizme sertçe karşı çıkanların bile, zamanında toplumsal girdaba kapılmasının mümkün olduğunu, zaten de faşist yönetimlerin çekirdeğinde, düşünceyi öldürüp, duyguları harekete geçirme ve kenetleme mekanizmasının yattığını da anımsatarak tabii...
Moro liderliğindeki DC, Partito Comunista Italiano’nun (PCI –İtalyan Komünist Partisi) lideri Enrico Berlinguer ile beraber compromesso storico’ya (tarihî anlaşma) imza atmaya çalışıyordu. 1970’lerde PCI içindeki bir grup, Sovyetler Birliği’nin totaliter doktrini nedeniyle, hümanizm ve demokrasiye giderek daha fazla vurgu yapmaya başlarken, DC’den bazı siyasetçiler de, sol hareketlerin, kimi zaman anlaşacakları kimi zaman da çatışacakları demokratik ortakları olduğunu düşünür hale gelmişti.
PCI’nin hamlesi, Antonio Gramsci’nin de altını çizdiği üzere, bir siyasi hareketin, içinden çıktığı toplumun köklerini inkâr etmeden; onlara rağmen değil, o köklerin oluşturduğu diğer hareketlerle de beraber hareket ederek reform gerçekleştirmesini öngören Avrupa sathında yeni bir komünizm anlayışının ürünüydü. Yani, terminolojik olarak ilk kimin ortaya attığı hep konuşulan sonunda Nedeljne informativne novine (Haftalık Bilgilendirme Bülteni) editörü, Yugoslav Frane Barbieri’ye atfedilen eurocommunism’in...
Moro’nun kaçırılmasından 55 gün sonra ölümüne kadar giden tüm süreç bugün bazıları tarafından Gladio’ya mal ediliyor. Tarihçi Sergio Flamigni, Moro’yu kaçıran ekibin başındaki Mario Moretti’nin Gladio tarafından kullanıldığını öne sürüyor. Moro’nun kaçırılmadan önce ABD Başkanı Nixon’un danışmanı Kissinger tarafından, “siyasi rotasını solla dayanışmaktan başka yöne çevirmesini, yoksa ağır bir bedel ödeyeceği” yolunda tehdit edildiği eşi tarafından dile getirilmişti.
1979’da arabasında kurşunlanarak öldürülen “bazı istihbarat servislerinin bazı kanatlarında kuşları olan” araştırmacı gazeteci Mino Pecorelli, Moro’nun öldürülmesinden sonraki dönemde, Gladio’ya işaret eden bir dizi haber yapmıştı. Kendi adı 1984’te Gladio’nun ilişki listesinde çıkan Pecorelli, Moro’nun rehin tutulduğu yerin dönemin içişleri bakanı Cossiga’ya bildirildiğini iddia etmişti. Cossiga, bu bilgiyi, Pecorelli’nin deyişiyle “cennet köşkünden kendisine gelen mesajlar” nedeniyle hasıraltı etmişti.
Cennet köşkü, İtalyan Gladiosu’nun üst kademelerine işaret ediyordu. Kissinger gibi ABD’nin şahinleri, Sovyetler’inkiler, Giulio Andreotti gibi bazı “baba” siyasetçiler, Cossiga gibi derin devlete bulaşan bir sürü kişi Moro’nun ölümüne giden yolu açmışlardı. Bu yüzden, İtalya’da bir “1 Numara” aslında bir sürü kişiydi.
No comments:
Post a Comment