Monday, January 19, 2009

Ergenekon çözülür mü?

Hrant Dink’in devletin töre cinayetine kurban gitmesinin üzerinden iki yıl geçti. Devletin töre saydığı, bazı ‘kırmızıçizgiler’ var ve bu çizgilerin ötesine geçtiğine inanılanlar Dink gibi yok ediliveriyor. Hoş, o çizgilerin yakınından bile geçmeyenlerin de bir senaryoda kimvurduya gittiği oluyor. Düzenin muhafaza edilmesi, çizgiyi aştığı düşünülenin cezalandırılması, gücün gösterilmesi, korkunun esaretiyle güçsüzleşen bireyin yüksek otoriteye teslimiyetinin sağlanması, töre cinayetleri gibi, hukuki düzenin koruyucusu olması gereken devletin, “rutin dışına çıkan” faaliyetlerinin de asıl amaçları. Halkın ve devletin töre cinayetlerinde, genelgeçer ahlak ve hukuk kurallarının birden etkisizleştiğini; cinayetleri işleyenler kadar azmettirenlerin de, yapılanın suç olmadığı düşüncesini paylaştığını görüyoruz. Üstelik, söz konusu töre olunca cinayetin desteklenmesinde eğitim seviyesinin yüksekliği, sosyoekonomik ve coğrafi konum gibi olgular fark yaratmıyor. Meraklısına, Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Mazhar Bağlı’nın TÜBİTAK desteğiyle Türkiye genelinde töre cinayetlerini araştırdığı çalışmada, toplumun en çekirdek özelliklerini deşifre eden bir sürü ipucu var.

Peki, ya devletin çekirdek özellikleri? İlk darbeden bu yana Türkiye’de bir “öz devlet” var. Gelenekten beslenen, sürekli iç ve dış düşmanlarla mücadele ruhunun otoriterliği meşrulaştırdığı ve seçimle işbaşına gelen siyasi güce de hükmeden bir yapı bu. İçerisinde görünmez seçimler, siyasi oyunlar olan asıl bir güç odağı yani.

Çekirdeğinde ordu var. Ordunun içinde de farklı gruplaşmalar, etki ve çekim alanları; asıl iktidarı elinde tutan farklı görüşteki isimler. İstihbarat mensupları, emniyet güçleri, siyasetçiler, bürokratlar, işadamları, gazeteciler de halka halka dış çeperlerdeki nüfuz alanında bu yapının. Hukuki düzen 1960’tan beri askerî müdahaleyle yapıldığından, sistem her şeyden önce öz devleti korumayı hedefliyor. Bu yüzden ilk darbeden bu yana geçen 40 yıldaki hukuki düzenlemeler, öz/derin devlete dokunmuyor.

Bugün, Ergenekon’u tartışırken de, aslında derin devletin içindeki bir derin devlet kanadını tartışıyoruz. Derin devletimizin içinde farklı etki grupları, bir de, Ergenekon’u yaratan sistem ve onu tekrardan hep üretebilecek yapısı var.

Bu noktada, İtalya’da 1990’larda Gladio diye anılan gizli yapılmaya yönelik soruşturma ile 2009 Türkiyesi’nin Ergenekon soruşturmasını karşılaştırmakta yarar var. İtalya’nın özelliği, Soğuk Savaş döneminde olası bir Sovyet istilasına karşı kurulan, çekirdeği askerî istihbarat, paramiliter neferler ve muvazzaf subaylardan oluşan Gladio şebekesinin Türkiye ile beraber Avrupa’da en geliştiği yer olması.

İtalya’da 1990’da başbakan Giulio Andreotti, savcı Felice Casson’un askerî istihbarat servisinin arşivlerinde Gladio’ya ilişkin belgelere rastlaması üzerine ortaya çıkan skandala ilişkin açıklamalar yapmak zorunda kalmıştı. İtalya-Türkiye benzetmesi aynen geçerli olabilse, bu olay, bir sivil savcının askerî arşivlerde araştırma yapabilmesi ve bu sayede elde ettiği bilgilerle, mesela önemli bir siyasetçiyi, ülkede son yarım yüzyıldır gizli istihbarat örgütleriyle ilişki içinde faaliyet gösterdiğini itiraf ettirebilmesine denk gelirdi. Oysa, Türkiye’de böyle bir araştırma mümkün olamayacağından, hesap verme baskısı sınırlı kalacaktır.

Türkiye’de 2007’de bir gecekonduda ihbar üzerine bulunarak Ergenekon soruşturmasını tetikleyen bombaların ele geçirilmesine karşılık gelen olay, İtalya’da 1972’de polisin Trieste yakınlarında bir çöplükte mühimmat ele geçirmesine karşılık sayılabilir. Yani, Gladio-Ergenekon soruşturmaları karşılaştırmasında, Türkiye henüz İtalya’nın 1980’lerine bile gelemedi.

Çünkü İtalya’da, Türkiye’den farklı olarak ordu, kendi yargısı ve denetlenemez muamma iç dünyasıyla, siyasetin üzerine konumlandırılmamıştı. Dahası, Kürt konusu gibi, Gladio’yu Soğuk Savaş sonrasına taşıyabilecek ve sürekli besleyecek, silahlı çatışma potansiyeli taşıyan bir sorun da yoktu.

İtalya’daki derin devlet sorunu temelde siyasi idi, Türkiye’deyse yapısal kökler çok daha derin.

Ergenekon soruşturmasının derinleşmesi ve tetikleyeceği onlarca soruşturma sonucunda, belki bir 10 yıl sonra bugün üzerinde fikir yürütülen derin devletin ve dolayısıyla Ergenekon’un ne olduğunu tam anlamıyla anlayabileceğiz. Şimdiyse, bir kanadını feda etmek zorunda kalan “öz devletin” mevzi kazanıp kendini korumaya alması söz konusu olacaktır. Zaten medya, hukuk, siyasi ve sosyal yapı, yarım yüzyıldır bunun için kurgulanmış. Gelecek yıllar, kırılmaya başlayan kabuk ve kırılmaya dirençli yapısı arasındaki yeni uzlaşma ve çatışmalarla geçeceğe benziyor. Şimdi, Ergenekon’u üreten ve ona göz yuman/kullanan sistemin, hatta belki Ergenekon’un kendisinin, kendini korumak için bazı neferlerini, mühimmat ve uzantılarını feda etmek zorunda kalmasına tanık oluyoruz.

Önümüzdeki bir uzun mesafe koşusu.

No comments:

Post a Comment