Monday, April 13, 2009

Yaşlı gençler

Türkiye, özellikle 2000’lerden itibaren ekonomik ve sosyal gücü ile bir bölge gücü, hatta dünyanın ilgisini çeker bir ülke haline geldi. Ancak siyasi zihniyet yapısı, 150 yıl gerilerde bir yerde çakılı kalmış gibi.

Geçen hafta ABD Başkanı Barack Obama’nın ziyareti sırasında İstanbul’da gençlerle biraraya geldiği program ve ertesinde üniversite öğrencilerinin bu ziyareti tartıştığı televizyon programlarındaki muhafazakârlık düzeyi düşündürücüydü. Obama’nın gençlerle yaptığı zirvedeki soruların büyük çoğunluğu, Kuzey Irak’a topyekûn kara çıkartması yapılmasının ciddi ciddi tartışıldığı 2007 bahar-yaz sezonunda medyayı sarmaşık gibi saran ‘stratejist’ ve aşırı milliyetçi duyarlılıklar sergileyen emekli diplomatların da sorabileceği tondaydı.

19. yüzyıl siyasi zihniyeti, o dönem muhafazakârlığının şüpheci- reaksiyoner- bağnaz- saldırgan- komplo teorilerine âşık özellikler taşıyan dikenli tavrı, Türkiye’nin Boğaziçi gibi en kalburüstü üniversitelerinin öğrencilerinin katıldığı tartışma programlarından da ekranlara yansıdı.

Öğrenciler, genellikle “beyaz bir zenci olan” Obama’nın kendi ülkesinin çıkarları için Türkiye’ye geldiğini, “sistem” tarafından iktidara taşınmış bir piyon olduğunu, Türkiye’nin AB ve ABD tarafından bölünmeye çalışıldığını, özetle dünya ve Türkiye’nin başına gelen her felakete bu ikilinin sebep olduğunu öne süren konuşmalar yapıyordu. Araya biraz, ele geçirilmeye çalışan bor mineralleri, dünyanın kaderini elinde tutan haris ve zalim şirketler gibi fantastik ayrıntılar da eklenince aslında ABD siyaseti, Türkiye-ABD ilişkileri ve Obama’nın politik kimliğini analiz etmek, pek de mümkün olamadı.

Abbas Güçlü’nün Genç Bakış programına katılan değerli hocam Soli Özel’in konuya son derece hâkim şekilde kusursuz bilgiye dayanan sağlam analizleri ve İlter Türkmen’in aynı mekândaki gençlere tezat, şakacı ve iyimser tutumuyla renklenen bazı konuşmalar dışında tabii...

Genç Bakış, Siyaset Meydanı gibi Obama ziyaretini tartışan programlara katılan kimi gençlerin sözleri, 1870’ler, 1880’lerin Viyana’sında bir turnverein yani bir yandan jimnastik yapılarak vücudun kuvvetlendirildiği, öte yandan da düşman kuvvetlere karşı “yurtseverlik”, Deutschheit (Almanlık) duygularının geliştirildiği gençlik kulüplerinden çıkmış gibiydi.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun merkezinde, o dönemlerde orta sınıflardan öğrenciler ve akademisyenleri mıknatıs gibi çeken milliyetçi bir akım doğmuştu. Örneğin, kariyerine liberal görüşlerle başlayıp, ömrünü aşırı sağcı bir milliyetçi olarak tamamlayan siyasetçi Georg Heinrich Schönerer’in halkçı dayanışma, milli değerler ve otoriterlik dışındaki her şeye “anti” duruşu orta ve alt sınıflardaki Viyanalıların genelinde büyük destek kazanmıştı. İsmine soyluluk belirten “von” ve şövalye anlamına gelen “Ritter” lakaplarını ekleyen, demiryolları inşasından zenginleşen bir aileden gelen Schönerer, elit sınıfların süregelen muhafazakârlığını toplumun geniş kitlelerine taşıyan bir rol üstlenmişti. Schönerer daha sonraları, Hitler’in de ilham kaynağı olacak politikacılardandı.

19. yüzyıl Viyana’sında Yahudi düşmanlığı başta olmak üzere Slav nefreti, Katoliklik alerjisi, modernleşmeye ve modern hayatın getirdiği hızlı değişim, şiddetli altüst oluşa karşı geliştirilen bir tepkiydi. Çeşitli sebeplerle modernleşmeye daha açık bir yapısı olan Yahudi gruplar içinden zenginleşerek, modern kültürün destekçiliği ve öncülüğünü yapanlar liberal düşünceleri nedeniyle Schönerer gibi politikacıların hedefindeydi. Bir yandan, Alman kültürünün özüne dönmek özlemi duyuluyor, diğer yandan da geri kalmışlık duygusu, Batı Avrupa’ya duyulan haset ve kızgınlıkla ifade buluyordu.

Modernleşmenin sarsıcı etkisi, üst, orta ve alt sınıflarda değişime karşı korku, öfke ve endişe duyanları, liberal düşünceyi hedef alan nefrette birleştiriyordu. İçe kapanma, komplo teorilerine duyulan zaaf ve obsesif tutku, iç ve dış ‘düşmanlara’ karşı milli şuurla tepki duyma, 19. yüzyılda Viyana’nın neredeyse üçte ikilik bir kısmının siyasi düşüncelerine damgasını vuruyordu. Tarihçi Léon Poliakov’un deyişiyle, 20. yüzyılın eşiğindeki Viyana’da Yahudi düşmanı ve milliyetçi söyleme prim vermeden oy toplamak mümkün değildi.

1897-1910’da Viyana belediye başkanlığını yapan Karl Lueger’in daha yumuşak tondaki, bu nedenle de daha yaygın ve etkin bir niteliği olan Yahudi düşmanlığı, o dönemin siyasi bağnazlığını mükemmel biçimde yansıtmaktaydı. Lueger’in, “Kimin Yahudi olduğuna ben karar veririm” diyerek dışa vurduğu bu düşünce, ideolojik bir tutarlılık içinde değildi.

Günümüz Türkiye’sinde, sonunda Avusturya-Macaristan’ı parçalayan aynı zihniyet, anti-Amerikan, anti-Avrupa, anti-Kürt ve temelinde anti-liberal izdüşümlerle kendini gösteriyor. O dönem, şipşak basılan el ilanları ve popüler gazetelerde yayınlanan, basit dille yazılmış, akılda kalıcı yalan dolanlarla dolu mütecaviz makalelerin yaygınlaştırdığı düşünceler, şimdi de internet üzerinden milyonlara yayılıyor.

İlter Türkmen’in söylediği gibi, bu düşünce yapısıyla, Türkiye değil Avrupa Birliği ve Obama’nın çizdiği model ülke vizyonuna doğru, mümkün olsa Orta Asya’ya doğru gidecek.

No comments:

Post a Comment