İtalya’daki Gladio’nun Türkiye’deki Ergenekon ile benzerliği çok konuşuldu. Benzerliklerin yanı sıra farklar olduğu da söylendi. Örneğin, İtalya’da, ordunun siyaset üzerinde Türkiye’dekiyle karşılaştırılabilecek bir ağırlığı olmaması, bu nedenle Gladio’nun Ergenekon’a göre, siyasetçiler tarafından yönlendirilen daha “sivil” bir yapısı olması gibi. Ancak, benim yaşımı aşkın süredir Türkiye’de insan hakları mücadelesi veren Murat Belge’nin, geçen şubat yazdığı Devr-i Sabık ‘sabık’ değil ve “Suç ortağı” olmak başlıklı iki yazıda değindiği sistem değişimine tekabül edecek bir “siyasi temizlik” yapılması konusu, özellikle de eski Sovyetik cumhuriyetlerdeki gibi bir kopuş yaşanması tezi üzerinde durulmadı.
Türkiye kendini hep Batı Avrupa ülkeleri ile karşılaştırmayı ve kendini onlara benzetmeyi seviyor. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde, dünya anayasa literatürüne hak ve özgürlükler bakımından, özellikle de azınlık hakları konusunda, son derece ilerici örnekler veren Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri örnekleri pek de bilinmiyor. Açıkçası, Türkiye’nin AB tarafından da teşvik amacıyla “devrim” olarak nitelenen, demokratikleşme yönünde 2000’lerin başında gerçekleştirdiği anayasa değişiklikleri, Bulgaristan, Macaristan gibi ülkelerin yeni anayasalarıyla karşılaştırılınca şaka gibi kalıyor. AB’nin yeni üyesi bu ülkeler arasında, demokratikleşme ve vatandaşlarına özgürlükler sağlamak açısından adeta bir yarış yaşandı. “Hangi ülkenin anayasası daha ilerici olacak” gibi çekişme oldu.
Türkiye aynı dönemi, Ergenekon’un Güneydoğu’da giriştiği ölümcül deneylerle geçirdi. 1983-1993’ün demokratik açıdan kanatlanıp da uçamama hallerinden sonra, 1990’ların ikinci yarısından itibaren Ergenekon yapılanması ve zihniyeti öyle bir merkezîleşti ki, bilhassa bu noktadan itibaren, İtalya örneği Türkiye’yi anlamakta yetersiz kalıyor.
Sözgelişi, İtalya’da Türkiye’de olduğu gibi, Güneydoğu’da işkenceden ölenlerin cesetlerinin fırına atıldığına tanık olduğunu söyleyen itirafçıların, emeklilik haklarının ellerinden alınmasına içerlemeleri, devletin neden sosyal haklarını vermediğini sorgulamaları gibi durum yok. İtalya’nın tetikçileri, devletin kendilerini kullandığının bilincinde ancak, kendi radikal düşüncelerini eyleme dökmek için devletin kaynaklarını kullanmakta sakınca görmeyen, çoğunlukla aşırı sağcı teröristler. Devletin bilfiil kaşeli elemanı değiller. Bu örnek gibi binlerce detay, Ergenekon’un ne kadar devletin kendisine dönüştüğünü gösteriyor.
Ergenekon soruşturmasında, artık devlete yük olmaya başlayan, aşırı zenofobik, Batı düşmanı, şiddet yanlısı ve ortalığa fazla dökülen kesimin adlarının geçtiğini öne sürebiliriz. Bu kesim belli ki, siyasi hedeflere ulaşılmasını da sağlayamıyor. Buna karşın, Ergenekon’un çekirdeğindeki zihniyet yapısına dokunulmuyor.
Tersine Ergenekon zihniyeti, Terminatör filminin ilerleyen bölümlerinde avcı “kötü” robotun yeni üretim üst modellerinin, elastikleşip kendini istediği şekle dönüştüren yapısı gibi daha esnekleşip güçleniyor.
Bunun sebebi de, siyaset tarihimizin 1960 darbesinden bu yana perde arkasında Gladio ile yaşaması. Kısacası, Ergenekon özetle bizim politik tarihimiz. Çekilen her siyasi fotoğrafta, geri planda bir gölge var adeta. Bu gölge, sivil siyasetin ordunun üzerinde yer aldığı, devletin şeffaflaştığı, demokratikleşmenin salt oy vermekten de öte, devletin kırmızıçizgilerinin berisine düşenlerin de hak ve özgürlüklerine saygı duyduğu bir sisteme geçilmesine engel oluyor.
Türkiye’deki Gladio’nun kurulması aşamasında, yurtdışı kaynaklı bazı istihbarat raporlarının, “tam bu tarz bir şebekeyi kurmak için ideal şartlara sahip bir ülke” tanımlamasını yaptığı biliniyor. O zamandan bu yana yaklaşık 60 yıl geçti. Türkiye, geçmişten kopuşunu sembolik de olsa keskin bir dönüşle, yani gerçekten demokratik ve sivil bir anayasa yaparak ortaya koymadığı sürece, aynı yapı belki bir 60 yıl daha eğilip bükülüp yaşar.
İşte bu noktada, Murat Belge’nin başlangıçta bahsettiğim yazılarına konu aldığı, Orta ve Doğu Avrupa deneyimini incelemek gerekli. İtalya’dan farklı olarak, Türkiye’nin bir sistem değişikliği yaşayıp tam bir demokrasi haline gelmesi gerekiyor. Zaten, İtalya’nın çok da başarılı bir örnek olmadığını, günümüzde, aynı “Gladiotik” yüzlerin siyasette kilit rol oymayı sürdürdüğünü, mafyanın “Temiz Eller” adlı ayrı bir operasyon ve Gladio soruşturmasıyla aşındırılan hegemonyasının bir 10 yıl içinde yeniden kurulduğunu, şimdilerde solun bile ırkçılığa alet olduğu acıklı bir siyasi yapıya sahip olduğunu yazdık. Kaldı ki, İtalya’da siyasi irade söylenegeldiğinin aksine, Gladio soruşturmasının arkasında durmadı. Çünkü iktidarın kendisi, Gladio’ya yakın veya üye kimselerden oluşuyordu.
İtalya’dan ziyade, meselâ Polonya’nın yaşamaya çalıştığı siyasi temizliğin, rejim değişikliğinin başarı ve başarısızlıklarını incelemek Türkiye için çok daha öğretici. Bunu yapmak da gelecek haftaya kalıyor.
No comments:
Post a Comment